İntepe Bucağı, Tevfikiye köyü yakınında,
Çanakkale'ye 30 km. uzaklıktaki Hisarlık'tadır. iki kıta arasında ticaret yolu
üzerinde yer alan bu antik yerleşim, tarihte birçok doğal afet ve savaşla
karşılaşmıştır. Hisarlık Höyüğü'nde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda 9
yerleşim evresinin varlığı tespit edilmiştir.İlk yerleşim M .0. 3. bine değin
uzanmakta ve birbirini izleyen uygarlıklar Roma dönemine kadar devam
etmektedir.
Günümüzden beş bin yıl önce kurulduğu düşünülen kent, yaklaşık
3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. St. Paul, Troia'yı iki
kez ziyaret etmiş ve Assos'a yapacağı üçüncü misyonerlik yolculuğuna yine
buradan başlamıştır. M.Ö. 3000-2500 yıllarına tarihlenen Troia I yerleşkesi
Erken, Orta, Geç Troia I olarak incelenir. Büyük ölçüde restore edilenTroia I
surlarının kent kapısının doğu kulesi iyi durumdadır. Bir portikosu, büyük bir
oda ve odanın ortasındaki ocağı olan uzun, dar bir yapı olan ev, bilinen en
eski megaronlardan biridir. Bu dönem mimarisinde balıksırtı şeklinde Örülmüş
duvarlar görülmektedir. Henüz çark kullanılmamakla birlikte bakır aletler
kullanılmıştır. Troia II, birbiri üzerine yedi kattan oluşan üç ana evresiyle
IIa, Ilb, IIc olarak tanımlanır. Her birinin yeni bir sur duvarı vardır. Bu
dönemde çark kullanılmaya başlanmıştır. Troia IV ile V, M.Ö. 2200-1800'e
tarihlenir. Bu dönemden ev ve duvar kalıntıları bulunmaktadır. Erken Helas
seramiği buluntuları bu dönemde Troia'nın Yunanistan'la ilişkisi olduğunu
kesinleştirmiştir. Altın, gümüş, elektrondan yapılmış süs eşyaları ve kap kaçak
Toria IV'te ele geçmiştir. İthal malı Miken kapları ile Kıbrıs kapları, hem
Troia Vl'da hem de Virde vardır. Büyük bir yangınla sona eren Vlla tabakası
Troia savaşlarının gerçekleştiği Priamos'un Troia'sı olmalıdır. Mitolojiye göre
Paris'in güzel Helen'i kaçırmasıyla başlayan Troia savaşları yıllarca
sürmüştür. Troia VIII tabakasına ait en eski buluntu M.O. 7. yüzyıldan eskiye
gitmemektedir. Bu nedenle Vllb 2 evresinden sonra kentin terk edildiği veya çok
ufak bir yerleşme halinde 7. yüzyıla kadar sürdüğü düşünülebilir. Troia VIH'de
ise, iki altar ile Athena Tapınağına ait kalıntılar bulunmuştur. Troia IX'a
(Roma devri) ait bouleuterion, tiyatro, tiyatronun önündeki mozaik döşemeli
yapıkalıntısıdikkatiçekmektedir.

Bugün Troya Ören yerinde Kültür ve Turizm Bakanlığının denetiminde
kazı çalışmaları devam etmektedir.
Troya Antik Kenti Çanakkale Merkezine 30 km. uzaklıktadır.
Mitolojiye göre Deniz Tanricasi Thetis cok alimli ve cok güzel bir
Tanricadir. Kronos'un oglu, Gök Tanricasi Hera'nin kardesi ve kocasi,
Tanrilarin Babasi ve Krali Zeus ile Deniz Tanrisi Poseidon bile Thetis ile
evlenmeyi cok istemektedirler. Masal bu ya kahinler Thetis´in doguracagi erkek
cocugun babasindan daha güclü ve akilli olacagini söylemislerdir Iste bu
sebebtendir ki Tanrilarin Krali Zeus ve Deniz Tanrisi Poseidon , O'nu, Aikos'un
oglu Teselya Krali Peleus ile evlendirmeye karar verirler... Olympos'daki
sölenlere benzer bir sölen kurulur Pelion (Teselya) Daginda. Bütün Tanrilar ve
Tanricalar eglenmekte ve sarkilar söylemektedir... Ancak, Nifak Tanricasi Erins
unutulmustur bu görkemli sölene davet edilmeye... Davet edilmedigine cok kizan
ve sölen yerine gizlice gelen Erins, üzerinde " TANRICALARIN EN GÜZELINE "
yazili bir altin elmayi sölen masasinin üzerine geldigi gibi gizlice birakir...
Bir anda sölene katilanlar arasinda huzursuzluk baslamistir... Erins, adiyla
mütenasip bir olayi baslatmis ve nifat tohumlarini sacmistir.Iste o nifak
tohumlaridir ki, yillarca sürecek meshur Troya Savaslari'nin baslamasina sebeb
olmustur mitolojiye göre.
Sölendeki huzursuzlugun had dereceye ulastigini gören " Göklerde
Gürleyen ", "Bulutlari Devsiren", "Simsekler Savuran", ve de basinin bir ismari
ile Olympos Dagi'ni titreten Tanrilarin Krali Zeus,l olaya müdahale etmek
ihtiyacini duyar ve Gök Tanricasi Hera, Zeka Tanricasi Athena ve Ask Tanricasi
Afrodit arasindan bu secimin yapilmasina ve secimi de Olympos Dagi'nin en
uzakbirbölümünde oturan, gene kahinlere göre büyüdügünde ülkesinin basina büyük
bir felaket acacagi bilinen, kurban edilmek üzere bir cobana teslim edilen,
ancak cobanin merhametiyle ölümden kurtulan bir ölümlü yapacaktir... Tanrilarin
Babasi Zeus böyle istemektedir... Bu ölümlü de, Troya Krali Priamos'us oglu
Paris'tir. Ida (kaz) Dagi'nda herseyden habersiz sürülerini otlatmakta olan
Paris'in karsisina cikan bu üc Tanrica O'na iclerinden hangisinin en güzel
oldugunu sorarlar... Elmayi Paris'e teslim ederler. Paris icin gercekten zor
bir secimdir bu.. Cünkü üc Tanrica da cok güzeldir... Paris kararsizlik
icerisinde iken Tanricalar O'nu etkilemek icin belki de tarihin ilk rüsvetini
teklif ederler... Gök Tanricasi Hera, Paris'e kendisini sectigi tadirde
Asya'nin en güclü Kralligini vaadeder.. Zeka Tanricasi Athena ise O'nu dünyanin
en bilge kisisi yapacagini.. Ama Ask Tanricasi Afrodit'in teklifi Paris icin
hepsinden daha cazibelidir... Afrodit O'na dünyanin en güzel kadinini
vaadeder... Ve Paris, dünyanin en güzel kadinina sahip olabilme uguruna tercihi
Ask Tanricasi Afrodit icin kullanarak, biraz evvel kendisine üc Tanrica
tarafindan teslim edilen Altin Elmayi Afrodit'e verir...Hera ve Athena,
Paris'in kendilerini secmedigine cok kizmislardir ve Paris'in yanindan
ayrilirken Ondan bunun intikamini cok aci sekilde alacaklarina yemin
ederler...Günler gecer aradan, önce Paris asil ailesinin yanina döner ve
günlerden bir gün bir vesile ile evine gittigi Sparta Krali Menelaos'un genc ve
güzel karisi Helena (Güzel Helen)'ya asik olur ve Ask Tanricasi Afrodit'in
yardimi ile onu Troya'ya kacirir...Bunu üzerine Menelaos'un kardesi Agamemnon
ordusu ile birlikte Troya'ya saldirir...Ve iste Meshur Troya Savaslari
baslamistir artik...Nifak Tanricasi Erins'in Pelion Daginda sactigi nifak
tohumlari yesermis ve Aka'lilarla Troya'lilara karsi karsiya getirmistir.
Tarihin en kanli savaslari cereyan etmege baslamistir artik...
Yillarca süren savaslar sonucunda Akha'lilar, Troyalilari bir
savas hilesi yapmadan yenmenin mümkün olamayacagini düsünürler. Bunun üzerine
icersine Akha'li kahraman savascilarin saklandigi bir Tahta At'i, Troya'nin
surlarinin dibine birakarak geri cekilirler...Akha'lilarin kactigina kanaat
getiren Troya'lilar Tahta At'i iceri alarak eglenmeye baslarlar...Sölen
sarhoslugu icerisinde bulunan Troya'li nöbetciler, Tahta At'in icersinden cikan
Akha'li savascilar tarafindan öldürülür ve Troya'nin kapilari Akha
savascilarina acilir...Sonucta Troya Akha'lilarca isgal edilmis Troya Krali
Priamos ve oglu Paris, Thetis'in torunu Neoptelamos tarafindan
öldürülmüstür...Hera ve Athena ettikleri yemini tutmus Paris'ten öclerini
almislardir...Menelaos da karisi Helena'ya yeniden kavusmustur. Ünlü Ozan
Homeros'un Destanlarina konu aldigi meshur Troya Savaslarinin ceryan ettigi
topraklar, artik bugün ne bir mitolojinin yasandigi ne de akil almaz
entrikalarin cevrildigi topraklardir. Canakkale'ye 30 kilometre mesafede
bulunan bu topraklarda M.Ö. 3000 yilindan bu yana gecmisini anilarini
gözlerimizin önüne seren bir uygarlik kalintisi bulunmaktadir. Her gecen gün,
yüzbinlerce insanin gecmisi tekrar yasarcasina gezdigi Troya sehrinin
kalintilari insana"Keske Schlieman hazineleri bulmak uguruna burayi tahrip
etmeseydi de siz Troya'nin arkeolojik kalintilarini daha iyi inceleyebilme
firsatini bulabilseydiniz..."dercesine sessizce ziyaretcilerini beklemektedir..

Troya'da ilk sistemli kazilar, W. Dörpfeld tarfindan baslatilmis
ve bunun da 1923 - 1938 yillari arasinda Prof. Carl Blegen'in kazilari
izlemistir. Bugün, Troya'da Canakkale Vali'ligince genis kapsamli cevre
düzenlemeleri yapilmaktadir. Blegen'nin kazilari sonucu ortaya cikartilan
Troya'nin stratigrafisine göre M.Ö. 3000 ile M.S. 400 yillari arasinda 9
degisik tabaka halinde yerlesme merkezlerinin mevcut oldugu tesbit edilmistir.
TROYA EFSANESİ
Birgün , kral Priamos'un karısı Hekabe çok kötü bir rüya gördü.
Rüyasında, karnından ateşler çıkmakta ve ateşin dumanı, bütün Troya surlarını
sarmaktaydı. Hekabe, bu rüyasını önce kocasına ; daha sonra da bir kahine
anlattı. Kahinin yaptığı yorum, hiç de iç açıcı değildi. Ona göre, Hekabe,
hamileydi ve doğacak olan çocuk , ilerde Troyalıların başına büyük dertler
açacaktı. Onun için bebek doğar doğmaz öldürülmeliydi. Bu kehanete inanan Kral
Priamos , çocuk doğduktan sonra bir adamını bebeği öldürmek için görevlendirdi.
Savunmasız yeni doğmuş bebeği öldürmeyen Troya'lı onu o zaman ki adı ''İDA''
olan ''Kazdağı''na götürüp, bir ormana bıraktı. Nasıl olsa, yabani hayvanlar
onu öldürür diye aklından geçirdi. Ama bebeği, yabani hayvanlardan önce bir
çoban buldu.
O sırada, Tanrıların yaşadığı OLYMPOS dağında , ilginç bir kargaşa
cereyan etmekteydi. Kral Peleus ile Deniz Perisi Thetis'in evlenme merasimine
kavga ve nifak tanrıçası Eris, huzursuzluk çıkartır gerekçesiyle davet
edilmemişti. Bu işe çok gücenen Eris, intikam almaya karar verdi. Üzerinde ''EN
GÜZELE'' yazılı , altından bir elmayı, şölenin yapıldığı salonun ortasına
bırakıverdi. Doğal olarak bütün tanrıçalar, bu elmaya sahip olmak
istediklerinden uzun tartışmalar oldu. Sonunda üç büyük tanrıça dışında
diğerleri çekildiler. Ama kudret tanrıçası Hera, zeka tanrıçası Palas Athena ve
Aşk tanrıçası Afrodit elmaya sahip olmakta ısrar ettiler. Her üçü de tanrı
Zeus'a giderek onun, hakemlik yapmasını istediler. Zeus, onların hiç birini
gücendirmek istemediği için diplomatça davranıp, bu işlerden pek anlamadığını
söyledi. Asıl amacı ise bu belayı Olympos'tan uzaklaştırmaktı. Onların
Olympos'un tadını kaçıracaklarını anladığı için, hakemliği bir ölümlünün
yapması gerektiğini söyledi.
"Gidin" diye gürledi tanrıların babası "ırmakları bol İda dağına,
orada Paris adında Troya'lı bir prens yaşamaktadır. Bu işlerden en iyi anlayan
odur.".
Böyle söyleyip uzaklaştırdı onları Olympos'tan. Onlar da haberci
Tanrı Hermes'in rehberliğinde, kaynakları bol olan İda dağının doruklarına
geldiler. O sırada Paris, hiçbir şeyden habersiz aşağıda koyunlarını
otlatıyordu. Haberci Tanrı Hermes, meseleyi Paris'e anlatıp altın elmayı ona
verdi. Hangisini en güzel bulursa elmayı ona verecekti. Ama bu iş, pek o kadar
kolay olacağa benzemiyordu. Çünkü her üç Tanrıça da birbirinden güzeldi. Ne
yapacağını şaşırmıştı. Onun hayranlığını ve şaşkınlığını gören Tanrıçalar,
karar vermesini kolaylaştırmak için Paris'e rüşvetler teklif ettiler.
Hera kendisine kudret vaat etti. Altın elmayı kendisine verdiği
takdirde Paris Avrupa ve Asya'nın en güçlü kralı olacaktı.
Athena kendisini dünyanın en zeki kralı yapacağını ve
Yunanistan'la yapılacak bir savaşta kendisine zafer vaat etti.
Afrodit ise dünyanın en güzel kadınını Paris'e teklif etti.
Çoban Paris'in. Öyle büyük krallıklarda gözü yoktu. En güzel kadın
benim olsun diye düşünüp, altın elmayı Afrodit'e verdi. İşte ne olduysa o zaman
oldu. Bu işe çok bozulan Athena ile Hera, Troya'nın yıkımı için planlar kurmaya
koyuldular.
Afrodit ise verdiği sözü yerine getirmek için bir plan yaparak
Paris'in, Yunanistan'daki Isparta şehrine gitmesini sağladı. Çünkü o sırada
Dünya'nın en güzel kadını Isparta Kralı Menelaos'un karısı ''Güzel Helen''di.
Menelaos ve Helen, Paris'i çok iyi karşıladılar.
Kral , kendisine dilediği kadar sarayında kalabileceğini söyledi.
Ona güvenerek karısı ile Paris'i sarayda yalnız bırakıp, kendisi Girit'e gitti.
Menelaos'un Girit'te olmasından yararlanan Paris, Helen'i Troya'ya kaçırdı.
Girit'ten dönen Menelaos, karısını evde bulamayınca yaptığı hatayı
anladı ve karısını geri almak için Troya'ya savaş açtı. Bütün Yunan kırallarına
da haberciler göndererek Helen'in kurtarılması için onları yardıma çağırdı.
Çünkü kendisi evlenirken, diğer bütün krallar, Helen'in başına bir hal gelmesi
halinde Menelaos'a yardım edeceklerine söz vermişlerdi. Verdikleri söz gereği,
bütün krallar denizi aşıp güçlü Troya kentini yerle bir etmeye çok istekli
idiler. Menelaos'un ağabeyi Agamemnon, yaşlı Nestor, Ajax, Patroklos hepsi
hazırdılar. Ama Odysseus ile Akhilleus, ortalarda görünmüyordu.
Yunanistan'ın en akıllı, en kurnaz kralı olan Odysseus, kocasına
sadakati olmayan bir kadın için, evini ve ailesini terk etmek istemedi. Bunun
için kendisini ordu kampına çağırmaya gelen haberciye delirmiş gibi davrandı.
Bir taraftan tarlayı sürüyor, sonra da toprağa tohum yerine tuz ekiyordu. Ama
Başkumandan Agamemnon'un gönderdiği haberci de kurnaz birisiydi. Haberci,
Odysseus'un küçük oğlunu yakalayıp sabanın önüne bırakıverdi.
Bunu gören Odysseus, sabanı kenara atarak oğlunun hayatını kurtardı. Bu da onun
eskisi kadar akıllı olduğunu gösterdi. İsteksiz de olsa, orduya katılmaya
mecbur kaldı.
Akhilles ise Troya'ya gittiği takdirde, Troya'nın yağmalanmasını
ve yanışını görmeden öleceğini biliyordu. Bunu kendisine bir deniz perisi olan
annesi Thetis, söylemişti. Onun için, kadın elbiseleri giyerek, kral
Lycomedes'in sarayında. saray kadınları arasında saklanıyordu.
Kumandanlar Akhilles'i bulma görevini kurnaz Odysseus'a verdiler.
Odysseus, bir seyyar satıcı kılığına girerek saraya gitti. Sergisinin bir
tarafında kadınların seveceği cinsten takılar, diğer tarafında ise şahane
silahlar bulunuyordu. Sarayın bütün kızları mücevherlerin etrafında
kümelenirken, sadece Akhilles kılıç ve kamalarla ilgileniyordu. Böylece
Odysseus onu tanıdı. O da kaderini bile bile Odysseus'la birlikte ordu kampına
katıldı.
Sonunda ordu tamamlanmış ve gemiler yola çıkmaya hazırdı. Ama bu
kez, günlerden beri esen Kuzey rüzgarı, bir türlü dinmek bilmiyor ve gemilerin
Troya'ya yelken açmalarına imkan vermiyordu. Ordu çaresizdi. Sonunda
kahinlerden birisi Artemis'in Akhalara çok kızdığını, çünkü Agamemnon'un
adamlarından birinin, onun en sevdiği tavşanlarından birini öldürdüğünü
söyledi. Bu yüzden rüzgarı estirdiğini ve estirmeye devam edeceğini, ancak
Agamemnon'nun kızı Iphiginia'yı kendisine kurban etmesi halinde öfkesinin
dindirilebileceğini anlattı.
Bu Agamemnon için dayanılır gibi bir şey değildi. Buna rağmen
zafer için buna razı oldu. Bir efsaneye göre, Iphiginia, Artemis'e kurban
edildi. Bir başka efsaneye göre de Artemis, bir geyik gönderdi. Iphiginia
yerine geyik kurban edildi. Bu olaydan sonra Kuzey rüzgarı durdu ve sayıları
bini aşan gemi 100.000'i aşkın Akhalı savaşçıyı Troya önlerine taşıdı.
Skamandar ve Simois Irmaklarının döküldüğü Çanakkale Boğazının kumsallarında
kamp kurdular. Akhalar çok güçlü ve kalabalıktı. Defalarca kente saldırdılar.
Ama Troya, güçlü surlarla çevriliydi. Ayrıca Priamos'un bu hücumları bertaraf
edebilecek, kutsal Lion'u koruyabilecek kahraman oğulları vardı. Atları eğiten
Hektor bunların en cesuru ve Troya Ordusunun baş kumandanıydı.
Öte yandan Akhaları müşterek düşman kabul eden diğer Anadolu
halkları da Troyalıların yanında yer aldılar. Savaş on yıl sürdü. 9 yıl boyunca
zafer durmadan yön değiştirdi. Bazen Troyalılar üstün geliyor, bazen de Akhalar
Troyalıları surların içine kadar kovalıyorlardı. Uzun süre hiçbir taraf
belirgin bir üstünlük elde edemedi. Akhalar civardaki yerleşmeleri talan
ediyor, kızları evlerinden alıp çadırlarına kapatıyorlardı. Bu talanlarından
birinde Agamemnon Khryse (Hrüse) kentinden Apollon'un rahibi Khryseis'i
(Hrüseis) çadırına kapatmıştı.
Kızının "onur payı" olarak Agamemnon'un çadırına kapatılmasına
razı olmayan rahip, değerli kurtulmalıklarla Agamemnon'a gelip kızını serbest
bırakması için yalvardı. Tekmil Akhalar, rahibe saygı gösterilip kızın babasına
verilmesini istediler. Ama bu hiç de Agamemnon'un gönlünce değildi. Kızı
serbest bırakmayı reddettiği gibi, rahibe çok kötü davrandı.
Hakarete uğrayan rahip, eve dönüşünde Apollon'a yalvardı.
Akhaların üstüne hastalık ve felaket göndermesi için dua etti. Apollon da onun
duasını kabul edip, ateşli oklarını Akhaların üzerine gönderdi. Çok sayıda
Akhalı asker hastalandı ve öldü. Sonunda Akhilles, bütün kumandanları bir
toplantıya çağırarak onlara Apollon'un öfkesini dindirecek bir yol bulunması
gerektiğini aksi takdirde eve geri dönmekten başka yapılacak bir şey olmadığını
söyledi. Bunun üzerine ünlü kahin Kalkhas; Tanrının neden bu kadar çok öfkeli
olduğunu bildiğini, ancak konuşmaktan korktuğunu, Akhilles onun hayatını
korumayı garanti etmediği sürece de konuşmayacağını söyledi. Akhilles'in
kahinin hayatını koruyacağını garanti etmesi üzerine usta yorumcu konuşmayı
kabul etti.
"Tanrı Apollo kızgındır, çünkü saygısızlık etti Agamemnon duacıya,
kurtulmalıkları istemedi, salmadı kızını, işte bu yüzden çektirdi bunca acıları
okçu tanrı. Eğer Agamemnon hiçbir kurtulmalık almadan kızını babasına geri
vermezse daha da çektireceği var." (İlyada 90-96)
Böyle dedi Kalkhas, öfke doldurdu Agamemnon'un yüreğini. Ama fazla
bir seçeneği yoktu erlerin kralının. Bilici Kalkhas'a ve onu koruyan Akhilles'e
sövüp saydıktan sonra, kızı babasına vermeyi kabul etti.
"Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis'i ille de şu gemimle,
yoldaşlarımla göndereceğim onu, ama barakandan alacağım kendim gelip senin onur
payını, güzel yanaklı Briseis'i. Senden ne güçlü olduğumu o zaman anla gör.
Korksun boy ölçüşmekten, ibret alsın, kim benimle eşit görmek isterse kendini."
(İlyada l 183-187)
Böyle deyip bir yandan kızı babasına gönderirken, adamlarından iki
tanesini de Akhilleus'un çadırına gönderdi. "Güzel yanaklı Briseis'i" alsın
diye. Akhilleus habercilere kızı korkutmadan alabileceklerini, onlarla bir
sorunu olmadığını söyledi ama, Tanrılar huzurunda bunu Agamemnon'a çok pahalıya
ödeteceğine dair yemin etti. Bu olaya Akhilleus'un annesi deniz perisi Thetis
de, en az oğlu kadar kızdı. Oğlunu yatıştırıp, savaştan tamamen elini çekmesini
söyledi. Öte yandan da Olympos'a giderek Zeus'a yalvardı.
"Zeus baba! Birgün ya sözümle ya işimle ölümsüzler arasında
yararlı olduysam sana, şimdi yerine getir şu dileğimi, kısa ömürlü oğluma değer
ver; saygısızlık etti Agamemnon, erlerin başbuğu, aldı onur payını, yoksun
bıraktı onu sen say, gücü Troyalılar tarafına ko ne olur. Akhalar saysınlar
oğlumu, ününü yüce kılsınlar." (İlyada l 503-510)
Şimdi artık savaş Olympos'a da ulaşmıştı. Tanrıların bir kısmı
Troyalıları destekliyor, bir kısmı ise Akhalıların yanında yer alıyordu.
Afrodit doğal olarak Paris'in yanında yer aldı. Yine doğal olarak Athena ile
Hera Akhaların tarafındaydı. Savaş tanrısı Ares her zaman Afrodit'in
yanındaydı. Güneş tanrısı Apollon ve kızkardeşi Artemis ise Hektor'un
koruyucularıydı. Dolayısıyla Troyalıların yanında yer aldılar. Denizler
tanrısı, yeri sarsan Poseidon, denizci halk olan Akhaları destekledi. Zeus
Troyalıları daha çok seviyor ama, tarafsız kalmayı tercih ediyordu.
Yukarıda Olympos'ta durum böyle iken aşağıda Akhilleus gemilerin
yanına oturmuş köpürüp duruyor, ne toplantılara katılıyor, ne savaşa gidiyor,
içi içini yiyordu olduğu yerde.
Akhilleus olmadan Akhalar Troyalılardan daha zayıftı. Buna rağmen
Akhalar Troyalıları şehir surlarına kadar kovaladılar. Surların yanında çok
kanlı savaşlar oldu. Kral Priamos ve diğer yaşlı Troyalılar da, savaşı bir
kuleden seyrediyorlardı. Bir ara savaş durdu.
Her iki taraf da askerlerini geriye çektiler. Paris ile Menelaos
karşı karşıya gelmişlerdi. İkisi yalnız savaşacaklardı. Eğer Menelaos kazanırsa
Helen'i alıp Isparta'ya geri dönecek, eğer Paris kazanırsa Helen Troya'da
kalacaktı. Her iki halde de savaş bitecekti. Teklif Paris'ten gelmişti.
Hektor'a hitaben yaptığı konuşmada şöyle dedi:
"Troyalıları tekmil Akhaları oturt yere, koyun ortalarına Ares'in
sevdiği Menelaos'la beni, çarpışalım Helen için, bütün malı için. Alsın bütün
malı, götürsün kadını evine. Kim üstün gelir, kazanırsa zaferi and içsin dost
olsun ötekiler de. Siz Troyalılar oturun bereketli Troya'da. Akhalar da at
besleyen Argos'a dönsünler, güzel kadınlı Akha topraklarına." (İlyada lll
70-75)
Paris'in yaptığı bu teklif Hektor tarafından Akhalara iletildi.
İki ordu arasında bu konuşmalar olurken, bütün bu savaş ve acıların sebebi olan
Helen, Priamos ve diğer yaşlı Troyalıların savaşı izledikleri kuleye geldi.
Onun geldiğini görünce şu sözleri söylediler usulca:
"Troyalılarla Akhaların, böyle bir kadın için yıllardır acı
çekmeleri hiç de ayıp değil.Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara benzetir onu. Ama
gene de binse gemiye keşke gitse. Gitse de bizi, çocuklarımızı belaya sokmasa."
(İlyada lll 154-160)
Böyle konuştu Troya'lı ulular kendi kendine. Daha sonra Priamos,
Helen'i yanına çağırıp aşağıdaki Yunanlı kahramanların adlarını tek tek sordu.
Bu arada düello başladı. Mızrağı ilk fırlatan Paris oldu.
Menelaos, mızrağı kalkanı ile savuşturup kendi mızrağını fırlattı.
Mızrak Paris'in gömleğini yırttı ama onu yaralamadı. Daha sonra kılıcını çekip,
Paris'i tolgasından vurdu; ama kılıç kırılıp yere düştü. Silahsız olmasına
rağmen, Paris'in üzerine atılıp onu miğferinin ibiğinden tuttu. Eğer Aphrodit
karışmasaydı onu sürükleyip Yununlıların sıralarına kadar götürecekti ama
Aphrodit, miğferin ipini kopartıp onun Troya'ya kaçmasına yardım etti,
Menelaos, elinde Paris'in miğferi olduğu halde öfkeyle Troya sıralarına
giderek, Paris'i aramaya başladı. Aslında Troyalılar tarafında ona yardım
edecek hiç kimse yoktu. Çünkü mızrağını fırlatmaktan başka hiç dövüşmediği için
herkes ondan nefret ediyordu. Her nasılsa kaçmayı başarmıştı. Nasıl kaçtığını,
nereye gittiğini hiç kimse bilmiyordu. Bunun üzerine erlerin başbuğu Agamemnon,
her iki orduya birden konuşarak Menelaos'u muzaffer ilan etti. Daha önce
kararlaştırdığı gibi Troyalıların Helen'i geri vermeleri gerekiyordu. Athena
ile Hera işe karışmasalardı Troyalılar da buna razıydılar. Her iki tanrıça da
Troya kenti yerle bir edilmedikçe savaşın bitmesini istemiyorlardı. Hera'nın
kışkırtmasıyla, Athena seyirtip savaş meydanına geldi. Amacı anlaşmayı bozmak
için bir Troyalıyı kandırmaktı. Aptal Pandoros kandırılması en kolay Troyalı
idi. Athena, onu kolayca kandırdı. Pandoros Menelaos'a bir ok fırlatıp onu
hafif yaraladı. Bu savaşı tekrar başlatmak için yeterliydi. Her iki taraftan
sayısız insanlar öldü. Tanrılar ve tanrıçalar da savaş meydanında idi. Onlar da
ölümlüler gibi, birbirleriyle savaşıyorlardı.
Büyük şampiyon Akhilles'in savaştan uzak barakasında oturmasına
rağmen Akhalar savaşta üstündüler. Ajax ve Diomedes kahramanca savaşıyorlardı.
Aphrodit'in oğlu prens Aeneas Diomedes'in elinden az daha ölüyordu. Diomedes,
onu yaraladı; ama annesi Aphrodit onu kurtardı. Diomedes Aphroditi de yaraladı.
Ona bu cesareti tanrıça Hera vermişti. Aphrodit Hera'yı Zeus'a şikayet etmek
için Olympos'a giderken Apollon Aeneas'ı Troya'ya taşıdı. Daha sonra Diomedes,
Athena'nın da yardımıyla Ares'in karnından yaraladı. O da Aphrodite gibi soluğu
Zeus'un yanında aldı, Athena'yı şikayet için. Zeus baba, Akhilles'e yapılan
haksızlığın intikamının alınması ve ona tekrar ün kazandırılmasına dair
Thedis'e verdiği sözü de hatırlayarak bütün ölümsüzleri Olympos'a çağırdı ve
orada kalmalarını emredip, kendisi aşağıya Troyalılara yardıma gitti.
Zeus'un işe karışmasıyla, her şey birden bine değişiverdi.
Troyalılar, Akhalar'ı gemilerine kadar püskürttüler. Hektor, coşmuştu.
Troyalıların "Atları terbiye eden" diye ad taktıkları Hektor, hiç bu kadar
cesur, hiç bu kadar muhteşem görülmemişti.
Akhalar'ın başı iyiden iyiye derde girmişti. Agamemnon, savaştan
vazgeçip Yunanistan'a dönmeye karar vermişti. En yaşlı kumandan Nestor,
aşağılanmış bir şekilde geri dönmektense Akhilles'in öfkesini dindirmenin bir
yolunun bulunması gerektiğini söyledi.
Agamemnon, aptallık ettiğini itiraf etti. Akhilles'in onur payı
Briseisi ve değerli hediyelerini ona geri vereceğini Odysseus'a söyledi. Bunu
Akhilles'e anlatması için yalvardı. Akhilles, bunu kabul etmedi. Ertesi gün,
Akhalar gene püskürtüldü. Troyalılar, gemileri ateşe verecek kadar
yaklaşmışlardı. Bu durumu gören Akhilles'in en iyi arkadaşı Patroklos
Akhilles'e yalvararak, ya Akhalar'a yardım etmesini veya en azından o muhteşem
zırhını kendisine ödünç vermesini söyledi. Akhilles kendisini aşağılayan
insanlar için savaşmayacağını söyledi. Ama Hephaistos ustasının yapmış olduğu o
muhteşem zırhı ve adamlarını Patroklos'un emrine vermeyi kabul etti.
Patroklos, Akhilles'in zırhını giyerek ve onun adamlarını da
alarak savaşa katıldı. Troyalılar, onu bir müddet Akhilles zannettiler,
Gerçekten oda Akhilles gibi muhteşem savaşıyordu. Sonunda Hektor ile
karşılaştı. Hektor Patroklo'u kargısıyla öldürüp, zırhını soydu ve kendisi
giydi. Sanki Akhilles'in bütün gücü Hektor'a geçmişti.
Patroklos'un cesedi etrafında çok kan döküldü. Sonunda iki Ajax'ın
yardımıyla Akhalar cesedi gemiye taşıdılar.
Acı haber Akhilles'e ulaştı. O da en iyi arkadaşının ölümünü
Hektor'a hayatı ile ödeteceğini dair yemin etti. Hektor'un ölümünden sonra
kendisinin ölümü de kaderine yazılı idi. Bunu bile bile kaderine razı oldu.
Annesi Thedis, onu durdurmak için hiçbir çaba göstermedi. Ona Hephaistos'un
yaptığı yeni silahlar ve zırh getirdi. Zırhı giyip askerlerinin başına
geçti. Kahramanca savaşıyor ve her yerde Hektor'u arıyordu. Hektor ise,
Troyalıların başına geçmiş surların yanında kahramanca şehrini korumaya
çalışıyordu. Olympos'lu tanrılar yine aşağıya inmiş, Troya ovasında ölümlüler
gibi hararetle savaşıyorlardı. Skamander nehri sularını geçmek isteyen
Akhilleus'u boğmaya çalıştı. Ama Akhilleus'u durdurmaya imkanı yoktu. Her şey
tanrılarca kararlaştırılmıştı. Apollon bile artık Hektor için savaşmanın
faydasızlığına inanmıştı. Troyalılar geri püskürtüldü. Şehir kapıları açılıp
savaşçılar şehrin içine alındalar. Sadece Hektor dışarıda kaldı. Dimdik
duruyordu surların önünde. Babası Priamos, annesi Hekabe surların içine gelip
hayatını kurtarması için ona yalvardılar. Ama o bunları dinlemedi. Troyalıların
gerilemesi onun suçu idi çünkü Troyalıları, o kumanda ediyordu.

Hektor böyle düşünürken Akhilles hışımla surlara yaklaştı. Yanında
ise ölümsüzlerden Athena duruyordu. Hektor ise yanlızdı. Apollon, onu kaderine
terk etmişti. Akilleus gidgide yaklaşıyordu. Etrafa pırıltılar saçan tunç zırhı
içinde yaklaşan Akilleus'u görünce Hektor'u bir titreme aldı. Kaçmaya başladı.
Akhilleus da peşine takıldı. Hektor önde Akhilleus arkada şehir surlarını üç
defa döndüler. Sonra Athena, Hektor'un kardeşi Deiphobus kılığına girerek ona
Akhilleus'la karşılaşma cesaretini verdi. "Gel birlikte karşı koyalım,
püskürtelim onu" dedi. Soylu Troyalıların lideri, parlak tolgalı Hektor da ona
inandı. Akhilleus'un karşısına dikilerek şöyle haykırdı:
"Artık kaçmam senden Peleus oğlu deminki gibi. Tanrısal Priamos'un
şehrini dolandım üç kere, durup saldırışını beklemeye yüreğim varmadı, ama
şimdi buyuruyor sana karşı koymayı ya sen benim elime geçersin, ya geçerim ben
senin eline. Haydi Tanrıları tanık tutalım anlaşmalarımıza. Olamaz onlardan iyi
tanık, iyi bekçi. Zeus bana zaferi verir de alırsam canını, dile gelmez
saygısızlık göstermem sana. Ünlü silahlarını soyar, ölünü geri veririm
Akhalara. Sen de Akhilleus yap benim gibi."
Ayağı tez Akhilleus yan yan baktı. Dedi ki:
Hektor, düşmanım, antlaşmadan söz açma bana, böyle şey olamaz
insanla arslan arasında. Nasıl uyuşmazsa kurtla kuzunun gönlü, durmadan kin
beslerler birbirlerine, bizim de dostluk yapmamız akla sığmaz." (İlyada XXll
250-265)
Böyle söyleyip mızrağını fırlattı, mızrak hedefini şaştı. Athena
mızrağı tekrar geri getirdi. Sonra Hektor isabetli bir atış yaparak
Akhilleus'un kalkanını tam ortadan vurdu. Mızrak kalkanı delemedi. Hemen
arkasını dönüp kardeşini aradı., onun mızrağını almak için. Kardeşini orada
göremeyince Athena'nın kendisini kandırdığını anladı. Kaçacak bir yer yoktu.
Kılıcını çekip Akhilleus'a saldırdı. Daha ona yaklaşamadan Akhilleus onu
mızrağıyla boynundan vurdu. Yere yuvarlanan Hektor son nefesinde, vücudunu
ailesine geri vermesi için Akhilleus'a yalvardı. Demir yürekli Akhilleus'un
öfkesi pek dineceğe benzemiyordu. Ona yan yan bakarak şöyle dedi:
"Dizlerime sarılma köpek, yalvarma bana anan baban adına. Gönlüm
yüreğim kışkırtıyor beni, diyor şunun etini parçala, çiğ çiğ ye, senin bana bu
yaptıklarından sonra, kimse uzaklaştıramaz başından köpekleri. Getirseler bana
kurtulmalığın on katını, tartsalar şurada daha çok veririz deseler, Dardanos'un
oğlu altın kosa teraziye senin ağırlığınca, döşeğine yatırıp ağlayamayacak seni
doğuran, köpekler kuşlar yiyecek bütün bedenini." (İlyada XXll 345-355)
Böyle söyleyip zırhı ölüden soydu. Akhalar da teker teker ölünün
yanından geçip boyuna posuna güzelliğine hayran kaldılar. Ama bir tekme
vurmadan da gitmiyorlardı ölüye. Akhilleus ise, daha kötü şeyler yapmayı
planlıyordu. İki ayağını topukla bilek arasından deldi. Kayışlar geçirdi
deliklerden. Bağladı arabaya, başı bıraktı yerde sürüklensin diye. Sonra atladı
arabaya ünlü silahlarıyla. Kamçıladı atları .
Ölüyü surların önünde defalarca sürükledi, azgın öfkesi dinene
kadar. Sonra, aldı, götürdü gemilerin yanına.
Patroklos'un intikamı alınmış ama ölüsü hala yakılmamıştı. Hemen
odunlar kesilip büyük bir yığın yapıldı. Yığınların üstüne de Patroklos'un
ölüsü yerleştirildi. Kurbanlar kesilip ölünün etrafına dizildi. Birçok
Akhalarla birlikte Akhilleus da saçından bir tutam kesip ölünün üzerine attı.
Son olarak Akhilleus, 12 Troyalı çocuğu kargısıyla öldürüp yığına kattı.
Öldürmeye bir türlü doymuyordu. Sonra yığını ateşe vererek ağlaya ağlaya ağıta
başladı.
"Verdiğim bütün sözleri getireceğim şimdi yerine. Ulucanlı
Troyalıların oniki soylu oğlunu, yutacak alevler seninle birlikte, Primaos oğlu
Hektor'a gelince, ateşe yedirmem onu, yedireceğim köpeklere." (İlyada XXlll
18-184)
Ama köpekler sokulamıyordu Hektor'un cesedine. Aphrodit ölünün
başında nöbet tutuyordu.
Hektor'un ölüsüne yapılan bu saygısızlıklar Hera, Athena ve
Poseiden hariç bütün ölümsüzleri tiksindirmişti. Özellikle baba tanrı Zeus bu
saygısızlığa çok kızmıştı. Zeus, Priamos'u cesaretlendirerek onun Akhilleus'un
kampına gitmesini sağladı. Zengin kurtulmalıklarla kampa gelen Priamos, oğlunun
cesedini vermesi için Akhilleus'a yalvardı. Akhilleus karşısında yalvaran yaşlı
adamı görünce kendi babasını hatırlayıp insafa geldi ve hediyeleri kabul
ederek, ölüyü babasına verdi. Ayrıca, ölü yakma merasimi için de 9 gün boyunca
Akhaları savaştan uzak tutacağına dair söz verdi.
Troyalılar, 9 gün boyunca, Hektor'un ölüsü etrafında yas tutup,
ağıtlar yaktılar. Onuncu gün şafak vakti, ölü odun yığınlarının üzerine konulup
yakıldı. Daha sonra, kemikler ve küller altın bir kupaya gömülüp, üzeri kocaman
işlenmiş taşlarla örüldü. Mezarın üstü toprakla örtülerek büyük bir tümülüs
oluşturuldu.
Hektor'un cenazesi için kararlaştırılan süre dolduktan sonra,
savaş tekrar başladı. Etiyopya Prensi Memnon, büyük bir orduyla gelip
Troyalılara yardım etti. Bu yeni taze güçle saldıran Troyalılar, Akhaları çok
güç durumda bıraktılar. Birçok Akhalı savaşçı öldü. Sonunda Akhilleus, Memnon'u
öldürdü. Durum tekrar Troyalıların aleyhine dönmüştü. Akhilleus yine coşmuştu.
Ama onun belki de son kükreyişi olacaktı. Bütün Troyalıları önüne katmış
surlara doğru kovalıyordu. Surlara yaklaştığı bir sırada, orada, çalıların
arasına gizlenmiş duran Paris'in attığı zehirli bir okla topuğundan vurularak
öldü.
Topuğu onun en zayıf yeri idi. Annesi deniz perisi Thetis, onu
"yaralanmaz" yapmak için topuğundan tutup Styx Irmağının sularına batırmıştı.
Ancak topuğun elle tutulan kısmı kutsal suyla ıslanmadığı için zayıf kalmış ve
Paris, onu bu en zayıf noktasından vurmuştu.
Ajax, Akhilleus'un ölüsünü savaş meydanından taşıdı. Ölü yakma
töreninden sonra külleri Patroklos'un küllerinin konulduğu kaba konularak
beraberce gömüldü.
Akhilleus'un ölümünden sonra, onun Hephaistos usta tarafından
yapılmış olan muhteşem zırhı kumandanlar arasında yeni bir huzursuzluğa yol
açtı. Zırh acaba Akhilleus'un ölüsünü savaş alanı dışına taşıyan Ajax'ın mı
olmalıydı?Yoksa Odysseus'a mı verilmeliydi? Kumandanlar arasında yapılan gizli
bir oylama sonunda zırha sahip olma hakkı Odysseus'a verildi. Ajax da , kendini
aşağılanmış görüp, kılıcının üstüne atlayarak intihar etti.
Bu iki kahramanın kısa zamanda arka arkaya ölmeleri Akhaların
cesaretlerini kırdı. Zafer, çok uzak görünüyordu, ama vazgeçmeye de hiç
niyetleri yoktu. Akhilleus'un genç oğlu Neoptolemus, Paris'i öldürdü. Ama onun
ölümü Troyalılar için pek de büyük bir kayıp değildi. Zaten bütün bu belaları
Troyalıların başına hep o açmamış mıydı? Bir keresinde ağabeyi Hektor onu şöyle
azarlamıştı:
''Seni alçak, seni parlak oğlan, seni çapkın
seni ırz düşmanı seni.
Hiç doğmaz olaydın keşke,
Ya da kalaydın ölümüne dek evlenmeden.
Çok isterdim bunun böyle olmasını
Hem çok da iyi olurdu hani
Ne baş belası kesilirdin o zaman
Ne de yüz karası olurdun başkalarına
Nasıl kaçırdın ta uzak ülkelerden
Kargı salan erlerin gelini, güzel yüzlü kadını
Baş belası yaptın onu babana, halkımıza, ilimize''
İlyada III.39_50
Paris'in ölümünden sonra da Troyalılar güçlerini korudular. Şehir
surları dokunulmamış bir şekilde ayaktaydılar. Savaş genellikle surlardan
uzakta ovada cereyan ettiği için ciddi bir tehditle karşılaşmamışlardı. Bu,
sonu olmayan savaşa bir son verebilmek için orduyu şehrin içine alıp,
Troyalıları bir baskınla yok etmekten başka çare yoktu. Bunu nasıl
yapacaklardı?
Akhaların en akıllısı kurnaz Odysseus, bir tahta at yapma fikriyle
ortaya çıktı. Büyük ve içi boş bir at olacak ve içine belirli sayıda asker
alabilecekti. Odysseus ve diğer bazı seçkin komutanlar atın içine gizlenirken,
diğerleri denize açılıp Tenedos (Bozcaada)'nın arkasına, Troyalıların onları
göremeyecekleri bir şekilde gizleneceklerdi. Eğer işleri ters giderse,
Yunanistan'a geri dönecekler. Tabi bu arada atın içindekiler ölümüne terk
edilecekti. Ama her şey Odysseus'un planladığı gibi giderse, Troya'ya geri
dönüp, şehrin içine girmek için verilecek işareti bekleyeceklerdi. Planın
yürümesi için geride bir Akhalı asker bırakacaklardı. Bu askerin görevi ; tahta
atın şehrin içine alınmasını sağlamak için, Troyalıların ikna edilmesiydi.
Herşey Odysseus'un planladığı gibi gitti. Bir sabah, Troyalılar büyük bir
şaşkınlıkla uyandılar. Her yer çok sakindi. Gürültülü Akha kampı, tamamen boştu
ve gemilerde gitmişlerdi. Batı kapısı önünde de daha önce hiç görülmemiş
büyüklükte ve biçimde tahtadan bir at duruyordu. Öyle görünüyordu ki, Akhalar
bu işten vazgeçmişler, mağlubiyeti kabul edip Yunanistan'a geri dönmüşlerdi.
Ancak bu kocaman tahta at da neyin nesiydi? Troyalılar, bu soruları kendi
kendilerine sorarken, Akhaların geride bıraktıkları Sinon isimli asker ortaya
çıktı. Troyalılar Sinon'u yakalayıp kral Priamos'a götürdüler. İyi bir aktör
olan Sinon, ağlıyor, sızlıyor ve Yunanlılardan nefret ettiğini söylüyordu.
Bunun sebebini ise şöyle açıklıyordu:
''Akhalar, Troya'ya yelken açmalarını engelleyen kuzey rüzgarını
durdurmak için kral Agamemnon'un kızı Iphiginia'yı kurban ettiler. Geriye
dönüşleri için ise ben talihsiz kurban olarak seçildim. Tam yola çıkarlarken
beni kurban edeceklerdi. Her şey hazırdı. Ama gece olunca karanlıktan
yararlanarak bir bataklığa saklandım ve gemilerin uzaklaşmalarını seyrettim.''
Simon'un anlattığı bu hikayeye herkes inandı. Çünkü o rolünü çok
iyi oynuyordu. Hikayesinin ikinci ve asıl can alıcı kısmına şöyle devam etti.:
''Tahta at Tanrıça Athena'ya kutsal bir sunak olarak yapılmıştır.
Böyle büyük yapılmasının sebebi Troyalıların onu dar şehir kapılarından şehrin
içine almalarını engellemek içindir. Akhalırın beklentisi Troyalıların bu atı
yakıp yıkmalarıdır. Böylece tanrıça Athena'nın öfkesini Troya üzerine çekmiş
olacaklardır. Ama Troyalılar atı şehrin içine alıp onu korurlarsa tanrıçanın
lutfu Troyalılara yönelecektir.''.
Akıllıca düzenlenmiş bu hikayeye Troyalı rahip Laokoon ve
Hektor'un kız kardeşi Kassandra dışında herkes inandı. Rahip Laokoon, ''hediye
veren Yunanlılardan sakının'' diyerek Troyalıları uyardı. Atın hemen
yakılmasını söyledi. Hiç kimse ona inanmadı. Laokoon'un Troyalıları ikna
etmesinden korkan Poseidon denizden iki tane korkunç yılan göndererek, Laokoon
ile iki oğlunun öldürttü.
Bir bilici olan Kassandra da, bunun bir hile olduğunu söylediyse
de ona kimse inanmadı. Apollon, Kassandra'ya aşık olmuş bu yüzden ona geleceği
görme yeteneği vermişti. Kassandra Apollon'un aşkını kabul etmemiş, o da
Kassandra'ya verdiği bu yeteneğin yarısı geri almıştı. Yani Kassandra geleceği
görmeye devam edecek ama ona kimse inanmayacaktı. Troyalalır, hiç tereddüt
etmeden, atı şehrin içine sürüklediler. On yıl süren korkunç savaş bitmiş,
nihayet özlenen barış gerçekleşmişti.
Troyalılar, bunu eğlenceler düzenleyip şölenlerle kutladılar. Gece
yarısı herkesin derin uykuda olduğu bir sırada Odysseus ve arkadaşları teker
teker nöbetçileri öldürdüler ve kapıları ardına kadar açtılar. Zaten Akha
ordusu, şehrin surlarına çok yaklaşmıştı. Açık kapılardan sessizce şehrin içine
sızarak her tarafta yangılar çıkarttılar.
Yangınları söndürmek için dışarıya çıkan Troyalılar ne olduğunu
anlayamadan kılıçtan geçirildiler. Bu yapılan savaş değil kasaplıktı. Şehrin
bazı bölümlerinde Troyalılar küçük gruplar oluşturup düşmana karşı koydular.
Tek amaçları ölmeden önce mümkün olduğu kadar çok Akhalı öldürmekti. Bazıları
öldürdükleri Akhalıların giysilerini giyip düşmana yaklaşıyorlardı. Bu yolla
birçok Akhalı asker öldü. Başlangıçta çok fazla Troyalı uykuda katledildiği
için bu savaş adil değildi. Artık sona yaklaşılmıştı. Akhilleus'un oğlu
Neoptolemus, yaşlı Priamos'u karısı ve kızlarının gözü önünde öldürdü. Daha
sabah olmadan Aeneas hariç, bütün Troyalı liderler öldürülmüştü. Annesi
Aphrodit'in de yardımıyla Aeneas, Babası Ankhises ve oğlu Ascanius'u da alıp
Troya'dan kaçmayı başardı. Uzun maceralardan sonra İtalya'ya ulaştı.
Orada güçlü bir Etrüsk kralının kızı ile evlenerek yeni bir şehir
kurdu. Roma'nın gerçek kurucuları olan Romus ve Romulus kardeşler bu şehirden
ve Aeneas'ın soyundan geldikleri için, Aeneas her zaman Roma'nın gerçek
kurucusu olarak kabul edilmiştir. Troya'nın baştan başa yakıldığı o korkunç
gece, Aphrodit, güzel Helen'e de yardım etti. Paris'in ölümünden sonra töreye
göre Paris'in kardeşi Deiphobos'la evlenmiş olan Helen Aphrodit'in de
yardımıyla eski kocası Menelaos'a gitti. Menelaos, onu memnuniyetle kabul etti.
Ertesi gün, hep beraber Yunanistan'a geri döndüler. Onlar, Yunanistan'a yelken
açarken, Asya'nın en mağrur kentinden geriye bıraktıkları şey, sadece için için
yanmakta olan bir harabe idi.
Kaynakça :
|